top of page

TÜRK VE KÜRT GENÇLİĞİNİN MÜCADELE BİRLİĞİNİ KURALIM

  • Sabırsızlık Zamanı
  • 3 gün önce
  • 5 dakikada okunur

Türkiye halkları, emekçileri, işçileri, gençliği ve çocukları tarifi zor bir yoksulluk ve sefalet yaşıyor. Yıkım giderek derinleşiyor. Toplumun çok büyük bir kısmı mutlak bir yoksulluğun, yokluğun, hatta açlığın pençesinde kıvranıyor. Yoksulluk sınırı, işçi ve emekçilerin asıl kitlesinin gelir düzeyinin üstünde. Açlık sınırı, asgari ücreti, yani ortalama ücreti aşmış. Ortalama ücret diyoruz, çünkü bugün Türkiye’de işçilerin yarısı asgari ücret veya onun da altında ücret alıyor. Pek çok genç okulunu bırakıyor; artık okumak zaman kaybı veya yük olarak görülüyor ve acil para kazanma sıkıntısı, çoğu genç için yaşamlarının en büyük kaygısını oluşturuyor. Toplumun kaygılarından, üzüntüsünden, sefaletinden ve kanından beslenenler ise egemen sınıf olan burjuvazi (kapitalistler) oluyor.

Türk ve Kürt halkları uzun yıllardır ekonomik ve politik bunalımdan geçiyor. Ekonomik ve politik bunalım sadece bizim topraklarımıza özgü bir durum değildir. Bir sistem bunalımıdır ve kapitalist ülkelerin tümünde yaşanıyor. Bu ekonomik ve politik bunalım, sistemin içinden, işleyişinden ve yasalarından dolayı yaşanıyor. Son 40-50 yıldır iyice belirginleşen, neredeyse bütün kapitalist toplumları saran bir bıkkınlık ve tükenmişlik var. Sanki bütün toplum eskimiş, zayıflamış ve parçalanmış gibi. Parçalanma ve çöküş gittikçe yaygınlaşıyor ve yeni alanlara nüfuz ediyor. Kapitalist toplum artık insanlara bir gelecek vadetmiyor; kapitalistler, ömürlerini uzatmak ve daha çok sömürmek, şatafatlı hayatlarını devam ettirebilmek için direnmeye devam ediyor. Yarınlara kaygıyla bakan işçiler, emekçiler ve gençler, kapılarının önlerine dayanmasın istiyorlar.

Ekonomik ve politik bunalım devrimin nesnel koşullarını oluşturur. Ekonomik ve politik bunalım, bir devrim için elverişli koşullardır. Yönetenler artık yönetemez ve yönetilenler artık yönetilmek istemez (topraklarımızda olduğu gibi). Devrimci durum, yığınların harekete geçmesini sağlar. Devrimci durumun ve yığın hareketlerinin ortaya çıkmış olduğu koşullarda egemen sınıf, kontrol ettiği devleti faşistleştirir. Devrimci durum sonucu ortaya çıkan kapitalist düzene karşı yığın hareketleri, ayaklanmalar ve iç savaşlar neredeyse bütün kapitalist ülkelerde; baskıcı, ırkçı terör yönetimlerini, yani faşizmi, iktidarlara taşımıştır. Türkiye Cumhuriyeti de faşist bir devlettir, çünkü bizim topraklarımızda devrimci durum yıllardır vardır.

Türkiye’de devrimci durum, kendisini süreklilik kazanmış olan ekonomik ve politik bunalım sonucu oluşan toplumsal huzursuzluk, yığın hareketleri ve halk ayaklanmalarıyla gösteriyor. Türkiye bu anlamda devrime gebe bir ülkedir. Çürümekte ve parçalanmakta olan tüm kapitalist toplum, ekonomisinden politikasına, zor aygıtlarından bürokrasisine kadar ancak bir devrimle ortadan kaldırılabilir. Kapitalist ve faşist ülkelerde ortadan kaldırılan demokrasi, kapitalist ve faşist ülkelerde mümkün olmayan insancıl yaşam ve çalışma koşulları ancak bir devrim sonucu kurulacak olan, halkın egemen olduğu demokratik bir halk iktidarı koşullarında mümkündür.

Türkiye’de devrimci durum oluşmuştur ve devrim mümkündür. Hatta öyle ki devrimin bir gün bile ertelenmesi, geç kalınması yaşamakta olduğumuz vahşeti derinleştirmektedir. Rosa Luxemburg, Friedrich Engels’in sözlerinden yola çıkarak koyduğu “Ya sosyalizm ya barbarlık” ikilemini, sosyalizme geçilmemesi durumunda halkı bekleyen büyük tehlikeye dikkat çekmek için ortaya koymuştur. Alman halkı Kasım 1918 Devrimi’ni zafere ulaştırabilseydi, günümüzde Avrupa, hatta insanlık başka bir durumda olacak ve Almanya’da faşizm iktidara gelmeyecekti. Dolayısıyla milyonlarca insan faşizm altında toplama kamplarına gönderilmeyecek ve savaşlarda ölmeyecekti.

Devrimin başarılması için salt devrimci durumun var olması yetmez. Devrimi yapacak olan öznenin de olaya devrimci müdahalede bulunması gerekir. Devrimin kendisini bir zorunluluk olarak gösterdiği topraklarımızda, bu devrimin olanaklarını bir devrimle sonuçlandırmak zorundayız. Hiç şüphesiz bir devrim sürecinde devrim mücadelesi veren devrimcilerin ve halkın en güçlü silahı örgütleridir. Her devrimci ayaklanmada ve devrim mücadelesinde en ön sıralarda mücadele eden işçi, emekçi, öğrenci gençliğin de en önemli silahı sahip oldukları örgütleridir. Devrimi yapana ve halk iktidarını kurana kadar gençliğin devrimci örgütünün de geliştirilmesi ve güçlendirilmesi gerekir.

19 Mart Ayaklanması’ndan bu yana Türkiye topraklarında gençlik hareketi ve mücadelesi niteliksel bir değişim geçirmiş durumda. Gençlik kitleler hâlinde sokağa çıkıyor ve mücadelesinden vazgeçmiyor. Gençliğin sahip olduğu “Bu düzen böyle gitmez, değişmek zorunda” düşüncesi hiç bu kadar net görülmemişti. Faşist devlet de bu netlikten kaynaklı olarak Türk ve Kürt halklarının birleşik devrimini parçalamak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Bir yandan emrinde olan ordu, polis, yargı ve zindan aygıtlarıyla halk üzerinde terör estirmeye devam ederken, diğer yandan Kürt halkını ve gençliğini oyalamaya çalışıyor. 19 Mart’tan itibaren Türklerin yoğun yaşadığı kentlerde ayaklanma düzeyine varan devrimci yığın hareketiyle uğraşırken, Kürt halkının da bu ayaklanmaya katılmaması için faşist devlet, Kürt halkının “temsilcileriyle” yeni bir “ittifak” kurmanın derdinde.

Faşist devletten bir demokrasi beklentisi içerisinde değiliz. Faşist devlet kurulduğu günden beri halk düşmanı olageldi. Türk-Kürt fark etmeksizin işçilere, emekçilere, öğrencilere düşman oldu. Demokrasi sorunu ya da demokratikleşme bir devrim sorunudur. Tam ve gerçek demokrasi ancak ve sadece bir toplumsal devrimle; somut biçimiyle söylersek birleşik devrimle elde edilecektir. Faşist devlet sadece zaman kazanmanın derdindedir. Kürt halkının temsilcileriyle kurmaya çalıştıkları ittifak, sadece dinci faşizmin zaman kazanabilmesi için uyguladığı bir taktiktir. Birleşik devrim tehdidinin ortadan kaldırılması faşist devletin esas amacıdır. Eğer ortadan kaldırabilirse, her faşist devletin sahip olduğu ilhakçı niteliğini ve planlarını sahaya sürebilecektir. Faşist devlet, birleşik devrim tehdidini ortadan kaldırabilirse Rojava’yı, bu kadar geniş ve bundan daha geniş bir coğrafyayı ilhak etmek gibi planlara da sahiptir. Hatta öyle ki faşizmin sözcüsü Devlet Bahçeli buralara plaka numarası bile vermişti.

Kürt halkının ve gençliğinin bu ittifaka güvenmemesi gerekiyor. Doğası gereği bu ittifak uzun ömürlü olamaz. Faşist devlet, ulus gözetmeksizin işçiyi, emekçiyi, öğrenciyi sömürmektedir ve her hak arama eyleminde Türk veya Kürt gözetmeksizin baskı ve terör uygulamaktadır. Türkiye’de tekelci sermaye düzeni, tarihinin en ağır ekonomik krizinden geçmektedir. Yoksulluk, yoksul kitlelerin açlık ve yoksunluğu, itilerek yaşamdan kovulması derinleşerek sürüyor. Ne dinci faşist iktidar ne de başka herhangi bir burjuva iktidar, Türkiye ve Kürdistan halklarının bu yaşamsal sorununu çözebilir. Bu sorunun tek çözümü, sömürü düzenini birleşik devrimle yıkarak tarihin çöplüğüne göndermektir. Kürt halkının özgürlük mücadelesi sadece ulusal bir nitelik değil, sınıfsal bir nitelik de taşımaktadır. Sınıfsal nitelik, yaşadığımız ekonomik ve politik krizde daha çok öne çıkmaktadır. Kürt halkı, ulusal ve sınıfsal özgürlüğünü demokratik halk iktidarı ve sosyalizm altında kazanabilir.

Faşist Türkiye devleti, gericiliğinin ve faşizminin ideolojik altyapısını Türk milliyetçiliği üzerine kurmuştur. Türkiye işçilerinin, emekçilerinin ve öğrencilerinin devrimci mücadelesini etkisizleştirmek ve devrimci enerjisini farklı bir yöne yönlendirmek için Türk halkına karşı Kürt halkını düşmanlaştırmıştır. Türk ve Kürt olarak ayrışmak ve devletin milliyetçi politikalarının tuzağına düşmek, tarih boyunca Türk ve Kürt halkına zarar vermekten başka bir işe yaramamıştır. Türk ve Kürt olarak ayırmak faşist devletin işine gelmektedir. Türk halkı, eğer kendi ekonomik ve politik özgürlüğünü kazanmak istiyorsa, Kürt halkının da ekonomik ve politik özgürlüğünü savunmak zorundadır. Her ulusun kendi kaderini tayin hakkı dâhil tüm politik istem ve hak mücadelesinde Kürt halkını desteklemeli ve tam hak eşitliğini savunmalıdır. Kürt halkı özgür olmadan Türk halkı da özgür olamaz.

Türk ve Kürt halklarının özgürlüğü, bu iki halkın ortak örgütlenmesine, mücadelesine ve birleşik devrimine bağlıdır. Türk halkı, Kürt halkının ulusal özgürlük mücadelesini desteklemeli, faşist devletin Türk milliyetçiliğini temel alan gerici ideolojisine karşı tavır almalı ve enternasyonal dayanışmasını Kürt halkına göstermelidir. Kürt halkı ise faşist devletin yanıltıcı politika ve taktiklerini mahkûm etmeli ve Türk halkıyla beraber birleşik devrim mücadelesini büyütmelidir.

Birleşik devrim mücadelesinin örgütsel temeli, birleşik örgütlenmeden geçer. Devrim ve özgürlük mücadelesinin etkin güçlerinden birisi olan gençliğin de, Türk ve Kürt gençliğinin mücadele birliğini temel alan devrimci örgütünü geliştirmek günümüzde hayati bir sorundur.

Adana`dan Bir DÖB`lü


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
MAURICE VE SINIF

Bu yazımızda E. M. Forster’ın Maurice  romanını anlatacak ve bunu yaparken aynı zamanda onun göz ardı edilen sınıfsal yoğunluğunu ele alacağız. Başlarken kitabın makus talihinden söz etmek gerektiğini

 
 
 
ŞİİR

Ey gökyüzünün gri pamukları Ey mavi semaların karanlıkları Size sesleniyorum! Onlar ki, bu cennetin zebanileri Onlar, yeryüzünün canileri Uğruna savaşlar çıkan petrollerin katranları Emeğimi mundar ed

 
 
 

Yorumlar


Subscribe Form

©2020 by Sabırsızlık Zamanı. Proudly created with Wix.com

bottom of page