OKUR MEKTUBU I Şovenizme Karşı Proletarya Enternasyonalizmini Büyütelim
- Sabırsızlık Zamanı
- 3 gün önce
- 2 dakikada okunur
Son yıllarda gençlik içinde yükselen ve “yeni” etiketiyle sunulan milliyetçilik, gerçekte kapitalizmin derinleşen kriz koşullarında faşizmin güncellenmiş ideolojik biçiminden başka bir anlam taşımamaktadır. Lenin’in burjuva milliyetçiliğine dair uyarılarında vurguladığı üzere bu söylem, emek ile sermaye arasındaki temel çelişkiyi görünmez kılarken sınıfsal öfkeyi ulusal, kültürel ve kimliksel karşıtlıklara yönlendirmekte; Dimitrov’un tanımıyla finans kapitalin en gerici ve saldırgan çıkarlarını gençlik kitleleri içinde meşrulaştırmaktadır.
Düzene ve kurumsal yapılara mesafeliymiş gibi görünen, “sistem karşıtı” bir dil kullanan bu milliyetçilik; özünde özel mülkiyeti, sermaye düzenini ve devletin baskı aygıtlarını sorgulamak bir yana, onları dolaylı biçimde aklamakta; gençliğin işsizlik, güvencesizlik ve geleceksizlikten kaynaklanan meşru öfkesini göçmenlere, yoksullara ve toplumsal olarak en kırılgan kesimlere yönelterek faşizmin klasik işlevini yerine getirmektedir. Sosyal medyada ironi, mizah ve estetikle dolaşıma sokulan bu ideolojik form, faşizmi gündelikleştirip zararsızlaştırırken; devrimci sınıf siyasetinin yokluğunda gençliği örgütlü emek mücadelesinden koparmakta ve karşı-devrimci bir hatta seferber etmektedir. Dolayısıyla söz konusu “yeni milliyetçilik” ne gençliğin özgün bir başkaldırısı ne de sistemle gerçek bir hesaplaşma biçimidir. Aksine, kriz içindeki kapitalizmin faşist ideolojisini genç kuşaklar içinde yeniden üretmenin güncel aracıdır.
Bu nedenle yeni milliyetçiliğin gençlik içinde güç kazanması rastlantısal değil, devletin ve egemen sınıfların bilinçli bir siyasal yöneliminin parçası olarak ele alınmalıdır. Derinleşen kriz koşullarında düzenin meşruiyeti aşınırken, artan hoşnutsuzluk ve itiraz potansiyeli milliyetçilik ve şovenizm aracılığıyla denetim altına alınmaya çalışılmakta; sınıfsal çelişkiler, ulusal çıkar, beka ve iç düşman söylemleriyle bastırılmaktadır. Devlet, milliyetçiliği yalnızca açık sağ ideolojiler üzerinden değil, “halkçı”, “anti-emperyalist” ya da “yerli” görünümler altında yeniden dolaşıma sokarak toplumsal rızayı tahkim etmeye yönelmektedir.
Bu noktada devrimci hareket açısından en büyük tehlikelerden biri, milliyetçilikle arasına net bir mesafe koyamayan; sınıf mücadelesini ulusal birlik, Kemalizm ve laik, ilerici cumhuriyet söylemiyle ikame eden sosyal-şoven tutumlardır. Sosyal-şovenizm, faşizmin açık biçimleriyle mücadele ettiğini iddia ederken onun ideolojik zeminini “sol” bir dil aracılığıyla yeniden üretmektedir.
Devrimcilerin görevi; milliyetçiliğin hangi biçim altında sunulursa sunulsun sermaye düzeninin ve devletin çıkarlarına hizmet ettiğini teşhir etmek; revizyonist sol ve sağ sapma şovenizme karşı tavizsiz bir mücadele yürütmek ve gençliğin öfkesini ulusal kimliklere değil, sınıf egemenliğine ve sömürü ilişkilerine yönelten uluslararası devrimci hattı inşa etmektir.
İstanbul`dan Bir DÖB`lü

Yorumlar