İKTİDAR EMEĞİN, GELECEK GENÇLİĞİN OLACAK!
- Sabırsızlık Zamanı
- 3 gün önce
- 4 dakikada okunur
Marksist/Leninist ideolojinin temel ilkelerinden biri, sınıf mücadelesinin tüm toplumsal kesimleri kapsayan diyalektik bir süreç olduğudur. İşçi sınıfının öncülüğünde gelişen devrimci mücadele yalnızca fabrikalarda ve üretim alanlarında sınırlı kalmaz; eğitim kurumlarından sokaklara, gençlik hareketlerinden emekçi kitlelerin genel başkaldırısına kadar yayılır. Bizlere düşen ise yaşamda tam da bu diyalektiği somutlaştırmaktır. Çünkü kapitalist sömürü düzeninde üniversiteler ve liseler burjuvazinin ideolojik aygıtları olarak işlev görür. Politik özgürlük —yani emeğin iktidarı— sağlanmadan akademik özgürlük bir yanılsamadan öteye geçemez.
Eğitim sistemi, sınıf mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Lenin’in Devlet ve Devrim eserinde vurguladığı üzere burjuva devlet aygıtı, üniversiteleri kapitalist ideolojinin yeniden üretim alanı hâline getirir. Öğrenci gençlik bu sistem içerisinde ezilen bir kesim olarak; yetersiz burslar, niteliksiz yurt ve yemekhaneler, harç zamları, ulaşım zamları, dinci-gerici eğitim, sansür ve baskı, güvensiz kampüsler ve zor aygıtları gibi akademik sorunlar ile yüzleşir. Ancak bunlar izole koşullar değildir; kökleri kapitalist sömürüdedir. Politik özgürlük —yani proletaryanın diktatörlüğü altında emeğin iktidarı— kazanılmadan akademik özgürlük reformist bir aldatmacadan ibarettir. Çünkü burjuva demokrasisi, gençliği sisteme entegre etmek için sınırlı “özgürlükler” sunar ama gerçekte üniversiteleri ticarethaneye, liseleri fabrikaya çevirir.
Türkiye’de 1960’lar ve 1970’ler bu gerçeğin somutlaşmış hâliydi. Öğrenci gençlik, kampüslerde başlayan mücadelelerini halk devrimine, emeğin kurtuluş mücadelesine bağlamadan başarıya ulaşamayacağını pratikte görmüştü. Deniz Gezmiş ve yoldaşları bu diyalektiği erkenden kavramayı başarmış devrimcilerdi. Onlar, öğrenci-gençlik hareketini kampüs sınırlarının ötesine taşıyarak sokaktaki emekçi kitlelere ulaşanlardı. Bu birlik, Marksist/Leninist ideolojinin gereğiydi; gençlik işçi sınıfının müttefiki olarak devrimci bir rol üstlenmeliydi.
Bu tarihsel deneyim bize şunu öğretir: Öğrenci gençlik ne başlı başına bir “aydınlar tabakası”dır ne de sınıflar üstü bir güç. O, üretim sürecine henüz doğrudan girmemiş olsa da kapitalist toplumun yeniden üretim mekanizmalarının içine çekilmiş bir gelecek emek ordusudur. Üniversite ve liseler, bu ordunun disipline edilip piyasa için eğitildiği ideolojik kışlalardır. Dolayısıyla gençliğin yaşadığı barınma krizi, güvencesizlik, borçlandırma ve gelecek yoksunluğu bireysel başarısızlıkların değil, kapitalist üretim tarzının zorunlu sonuçlarıdır. Burjuva düzeni, gençliğin öfkesini parçalamak ve reformizmin sınırlarının belirlediği müddette mücadele etmesini sağlamak için gençliği mitleriyle kuşatır. Gençlik sorunlarına yabancılaştırılır ve “bireysel kurtuluş” vaadi içine hapsedilir. Oysa bu söylem, gençliği sömürü düzenine rıza gösteren bir özneye dönüştürmenin ideolojik aracıdır.
Gerçek özgürlük, vaat edilen değil; üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasıyla toplumun kolektif olarak kendini yönetebilmesidir. Gençliğin kurtuluşu da bu kolektif kurtuluşun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle devrimci gençlik hareketi yalnızca “öğrenci hakları”na sıkışmış bir reformizmle yetinemez. Harçların kaldırılması, yurtların iyileştirilmesi, eşit eğitim elbette mücadele başlıklarıdır; fakat bunlar nihai hedef değil, sınıf mücadelesinin taktik uğraklarıdır. Lenin’in defalarca vurguladığı gibi burjuva devlet aygıtı içinde kalıcı bir özgürlük mümkün değildir; çünkü bu aygıt özünde sermayenin egemenliğini korumak için vardır. Gençlik hareketi, taleplerini bu gerçeği gizleyen bir “demokratikleşme” söylemine değil, proletaryanın tarihsel iktidar perspektifine bağladığında devrimci bir içerik kazanır.
Bugün Türkiye-Kürdistan’da gençliğin karşı karşıya olduğu tablo bu analizi doğrular niteliktedir. Diplomalar işsizliğe, stajlar güvencesizliğe, borçlar geleceksizliğe açılmaktadır. Üniversiteler sermaye ile iç içe geçmiş teknokratik işletmelere, kampüsler ise baskı ve denetim alanlarına dönüşmüştür. Bu koşullarda gençliğin öfkesi kendiliğinden patlak verse de devrimci bir yönelim kazanmadığı sürece ya bastırılır ya da sistem içi kanallara akıtılır. Gençliğin öncü örgütü önderliğindeki gençlik anlayışı tam da bu noktada, öfkeyi örgütlü sınıf bilincine dönüştürme görevini üstlenir.
İşçi sınıfı ile gençliğin birliği burada belirleyici bir tarihsel zorunluluktur. Gençlik dinamizmi, yaratıcılığı ve isyan potansiyeliyle; işçi sınıfı ise üretimdeki konumu ve toplumu durdurma gücüyle devrimin maddi ve öznel koşullarını birleştirir. Bu birlik soyut bir dayanışma değil, aynı sömürü düzenine karşı ortak bir politik yönelimdir. Kampüslerde yükselen her hak talebi fabrikalarda ve atölyelerde süren emek mücadelesiyle bağlandığında burjuva düzeninin ideolojik duvarları çatlamaya başlar.
Dolayısıyla mesele gençliğin “daha iyi bir gelecek” istemesi değil; kimin geleceği, hangi sınıfın iktidarı altında sorusudur. Kapitalizm altında gençliğe vaat edilen gelecek borç, rekabet ve güvencesizliktir. Emeğin iktidarı altında ise gelecek kolektif emek, eşitlik ve özgürleşmiş insan ilişkileri üzerine kuruludur. Devrimci gençlik bu tarihsel seçimi bugünden kurar: ya sermayenin çizdiği dar ufuk ya da emeğin iktidarı altında yeni bir dünya.
Devrimci gençlik hareketi olarak bizler, gençliğin yaşadığı sorunları ayrıksı, geçici ya da reformlarla çözülebilecek başlıklar olarak görmüyoruz. Barınma, eğitim, güvencesizlik, baskı ve işsizlik sorunları sermaye düzeninin gençlik üzerindeki bütünlüklü tahakkümünün parçalarıdır. Bu nedenle mücadelemiz yalnızca bu sonuçlara değil; onları üreten kapitalist iktidar ilişkilerine yöneliktir. “İktidar Emeğin, Gelecek Gençliğin” şiarı tam da bu yönelimin politik ifadesidir.
Bizler gençliği ne sınıflar üstü bir “aydınlar tabakası” ne de yalnızca geleceğin işçileri olarak ele alıyoruz. Gençlik bugünün sınıf mücadelesinin bir parçasıdır. Eğitim sürecine hapsedilmiş olması onu sömürü ilişkilerinin dışına çıkarmaz; tersine kapitalizmin yeniden üretim mekanizmasının içine yerleştirir. Bu nedenle devrimci gençlik mücadelesi zorunlu olarak işçi sınıfının devrimci mücadelesiyle birleşmelidir. İşçi sınıfı üretimi durdurma gücüne sahipken gençlik bu mücadeleye dinamizm, yaratıcılık ve radikal kopuş iradesi taşır.
Örgütlü devrimci gençlik, kampüslerde ve liselerde yükselen her direnişi emekçi halkın genel mücadelesine bağlama sorumluluğunu taşır. Yurtlarda, yemekhanelerde, amfilerde, sokaklarda yükselen talepler fabrika ve atölyelerdeki sınıf mücadelesiyle birleştiği ölçüde sermaye düzenine gerçek bir tehdit hâline gelir. Bu nedenle gençlik hareketi kendisini dar öğrenci sorunlarına sıkıştıran reformist çizgileri aşmak, mücadeleyi doğrudan iktidar sorununa bağlamak zorundadır. Bugün Türkiye-Kürdistan’da gençliğin öfkesi geleceksizliğe, baskıya ve sömürüye karşı büyümektedir. Ancak bu öfke ya örgütsüz kaldığı için bastırılacak ya da düzen içi kanallara yönlendirilerek etkisizleştirilecektir. Devrimci gençlik örgütü olarak görevimiz, bu öfkeyi politik bilinçle, kolektif disiplinle ve sınıf perspektifiyle buluşturmaktır. Çünkü tarih kendiliğinden patlamalarla değil; örgütlü devrimci güçlerle ilerler.
Ve işte bu noktada devreye giren “gençliğin öncü örgütü” olarak ilerici/devrimci öğrencilerin mücadeledeki görevleri kesinleşmiştir. Devrimci Öğrenci Birliği, adından da anlaşıldığı gibi öğrenci gençlik içindeki en ilerici, sınıf bilincine sahip, devrimci amaçları olan ve bu amaçlar uğruna mücadeleyi yaşamın bir parçası; işçi sınıfına, emekçi halka ve Türkiye-Kürdistan halklarına karşı sorumluluğun gereği sayan öncü öğrencilerin birliğidir. Mücadele amacı, hedefi, araç ve yöntemleri belirlenmiş öncü gençlerin böylesi bir birliği olmadan öğrenci gençlik hareketinin işçi sınıfı mücadelesine kopmaz bağlarla bağlanması olanaksızdır. Bu nedenle devrimci öğrencilerin belirlenmiş bir dünya görüşü, hedef ve amaçları büyük bir netlikle ortaya konmuş bir program etrafında bir araya getirilmeleri zorunludur. Ayaklanmalar Yüzyılı’nda bizlere düşen görev kaftanı çoktan biçilmiştir; Denizlerin açtığı yolda, öğrenci gençlik mücadelesinde Denizlerin kampüs sınırlarını aştığı yolda, asıl kurtuluşun emeğin iktidarı ile işçi sınıfı önderliğinde gerçekleşeceği tahliline uygun yol ve programı pratik mücadele hedeflerimiz doğrultusunda uygulamaya koymak bizlerin görevidir.
Buz kırıldı, yol açıldı. Gençliğin öncü örgütü içerisinde Denizlerin mirasını sahiplenmek, onların militanlığını kuşanmak, iktidar adımlarında uygulanacak yegâne yordamdır. Şimdiyse gençliğin önünde duran program bellidir. Geleceğimizi kazanma mücadelesinde gün, yüzleri sınıfa dönme günüdür. Biliyoruz, sistem kendi çöküşünü hızlandırmaktan öteye gidemiyor. Kapitalizm çöktü, çökecek! Öyleyse izlenecek yol da bellidir. Çünkü bir kez mücadeleye adım atıldığında anlaşılacaktır; gerçek kurtuluş, emeğin iktidarı uğruna savaşmaktır. Ve iktidar adımlarımızı atarken dilimizde yükselecek söz bellidir:
İktidar Emeğin Gelecek Gençliğin Olacak!
Kamber Ateş

Yorumlar