top of page

GENÇLİĞİN TİPOLOJİSİ

  • Sabırsızlık Zamanı
  • 17 Eki 2021
  • 4 dakikada okunur

NAZLI CAN


Burjuvazinin büyük önem verdiği ve üzerine uzunca tartışmalar yürütülen bir konudur “gençlik”. Gençliği etkilemek, örgütlemek çok önemlidir. Çünkü, toplumun en hızlı öğrenen, okur-yazar olan, diğer kesimlere göre daha hareketli ve daha dinamik kesimi gençliktir. Sınıfsal bir bakış açısıyla gençliğin nasıl bir konumda olduğuna bakalım.

Gençlik bir sınıf değildir. İçerisinde çeşitli sınıflardan olan gençler vardır. İşçi gençler de vardır, burjuva veya proleter ailelerden gelen öğrenciler de... Gençliği değerlendirirken bunu göz önünde bulundurmak gerekir. Gençlik sınıf değil, toplumun bir kesimidir.

Devrimci mücadelede gençliği önemli kılan yıkıcılığı, dinamizmidir. Bildiğimiz gibi, ayaklanmaların, devrimlerin en ön saflarında gençlik vardır. İşte bu sebeplerle burjuvazi özel olarak gençliği gericileştirmeye, apolitikleştirmeye büyük bir çaba harcar. Bugün 21.yüzyılda, ayaklanmalar ve devrimler çağında, gençliğin rolünün arttığı bir dönemde, gençliği yozlaştırmak burjuvazi için hayati önem taşıyan meselelerden biridir.

Tam da bu noktada gençliği ilerletmek; üreten, sorgulayan, mücadele eden bir gençlik yaratmak biz devrimci öğrencilerin sorumluluğudur. Peki, bu sorumluluğu nasıl gerçekleştireceğiz?

Gençliğin yapısını, bakış açısını kavramak ve sonrasında kapitalizmin yozlaştırmaya, çürütmeye çalıştığı gençliği dönüştürmek gerekiyor. Elbette, bunu yaparken bizlerin de sağlam bir bakış açısına sahip olmamız gerekiyor. Çünkü, bugün gençliğin yapısına, tipolojisine dair çeşitli tartışmalar yürütülüyor ve her tartışmadan aynı şekilde çeşitli sonuçlar doğuyor. Özellikle bugün gündemde epey yer kaplamış “Z kuşağı” tartışmalarına hepimiz şahit olmuşuzdur.

Kuşaklar Sorunu

Burjuva ideologlar, burjuva medyada kuşaklar meselesini içeriği tamamen yararsız bir biçimde tartışıyor. Yaklaşık onar yıllık sürelerle, tamamen keyfi bir sıralama ile BB, X, Y, Z kuşağı olarak adlandırmalar yapıyorlar. Bu kavramları ortaya atmalarının nedeni de aslında reklam ve pazarlama tekellerinin gençliği tüketime yönlendirmek, tüketim kültürünü gençlik içerisinde yaygınlaştırmak istemesidir. Ancak bizler kuşaklar sorununa yaklaşırken en bilimsel yol ile, Marksizm ile yaklaşmalıyız.

Bazı Marksistler kuşak yoktur, sınıf vardır diyerek açıklıyor kuşaklar meselesini. Ama bu tamamen ekonomik indirgemeci bir yaklaşımdır ve hatalıdır. Evet, doğayı, evreni, insanı, olayları incelerken var olan sistemin alt yapısına bakarak, yani ekonomik- iktisadi temeline bakarak inceleriz. Ancak son tahlilde alt yapı üst yapıyı belirlese de, üst yapı da alt yapıyı etkiler. Örneğin bilimin gelişimi, sınıfları, insanları etkiliyor, değiştiriyor. Bu değişim temel ilkeleri değil, insanların dünyayı kavrayış biçimlerini kapsıyor.

Evet, her kuşak kendi tarihini yapar, her kuşağın dünyayı anlamlandırma biçimi farklıdır. Ancak, Engels’in dediği biçimiyle “her kuşak kendilerini koşullayan verili bir çevrede ve önceden var olan edimsel ilişkiler temelinde” var olur. Ve toplumsal sistem içerisinde önemli değişim dönüşümler gerçekleştikçe farklı kuşaklar oluşuyor. Burada kuşakların, kuşak tartışmalarının tarihsel bir temelinin olduğunu ve bunların toplumsal evrimin bir ögesi olduğunu unutmamak gerekiyor. Yani tarih, zaman akıp giderken, insanlığın gelişimi her geçen gün daha ileri bir düzeye geçerken, kuşak tartışmaları gerçekleşecektir, farklı kuşaklar oluşacaktır.

Öte yanda tarih ne vakit olağanüstü ivme kazansa, orada kuşaklar sorunu ilk sıralara yerleşir. Bugün yaşadığımız dönem tarihin olağanüstü hız kazandığı bir dönemdir. Bu topraklarda, devrim gerçekleşebilecek düzeye gelmiştir. Devrimin koşulları tarihte itekleyici bir rol oynar. Bizde de koşullar, tarihsel gelişmeyi hızlandırıyor. Bu nedenle kuşaklar sorunu bulunduğumuz coğrafyada sürekli tartışılmıştır. Her yeni kuşak değerlendirilirken gençlik üzerinden değerlendirilir. Çünkü gençlik yeniyi temsil eder.

Marx ve Engels yaptıkları çalışmalarda gençliği ayrıca ele almadılar. Çünkü gençlik Marx-Engels’in yaşadığı dönemde ayrı bir kesim olarak şekillenmemişti. Bunun nedeni ise o zamanlar insanların çocukluk dönemi biter bitmez, bazen bitmeden iş hayatına, çalışmaya atılmasıdır. Yani Marx ve Engels döneminde doğrudan çocukluktan yetişkinliğe geçiş vardır.

Gençliği ayrı bir kesim olarak Lenin ele almıştır. Bu noktada tarihin her gelişim aşamasında farklı kuşakların Marksist öğreti ve ilkelere farklı sorunlar ve sorular çerçevesinde yaklaşacağını bilerek, gençlik örgütünün özerk bir statüye kavuşturulmasını ısrarla vurgulamıştır. Bugün bizler de gençlik içerisinde çalışma yaparken, gençliğin bu rolünü unutmamalı ve gençliğin özerk çalışma yürütebilmesini sağlamalıyız.

Aynı zamanda gençlik geçmişin tecrübelerine, birikimine de ihtiyaç duyar. Setenay Berdan bir makalesinde bunu şöyle açıklıyor; “Devrim gençlik olmadan yıkıcı enerjisini sergileyemez. Geçmişin birikimi olmadan da bu enerji zafer yoluna sokulamaz.”

Günümüz Gençliğinin Tipolojisi

Her kuşağın kendine özgü bir tipolojisi vardır. Biz, günümüz gençliğinin tipolojisini inceleyeceğiz. Aslında bunu incelemek pek kolay değil. Çünkü gençlik, kendi içerisinde farklı sınıflardan birçok kesimi bulunduruyor. Bu yüzden incelememizi keskin sınırlarla yapamıyor, genellemelerle yetiniyoruz. Gençliğin tipolojisine dair genel bir hat çıkarırken, yaptığımız genellemenin her genç için geçerli olmadığını da bilmemiz gerekiyor.

Bugün dünyadaki kapitalist-emperyalist sisteme baktığımızda sermaye ihracının artmasıyla, teknolojinin gelişmesiyle dünyada sınırların kalktığını görüyoruz. Ve böylece gençliğin dünyanın öbür ucundaki biriyle haberleşme ağı, iletişimi de artmıştır. Gençlik ulusal sınırlarından kurtulup, bir dünya vatandaşı olmuştur. Dolayısıyla gençlik her türlü kültürel etkilenmeye açık hale gelmiştir. Tek tuşla işlerini halledebilen, dünyanın öbür ucundaki insanlarla çok rahat iletişim kurabilen bu kuşağın farklı fikirlere ve yaklaşımlara çok daha açık olduğunu, araştırdığını ve gerektiğinde kendini değiştirdiğini görebiliyoruz. Yani artık geleneklere ve kurallara bağlı bir gençlik yok. Muhafazakar veya sağcı ailelerden ateist, solcu gençlerin çıkması, toplumun “normal” dediğine karşı çıkan topluma tamamen aykırı gençlerin olması bu sebepledir. Aynı zamanda şehirleşmenin artması ve metropollerin gelişmesiyle gençliğin ailesi ile bağları zayıflamıştır.

Günümüz gençliği apolitik bir kuşak değildir. 21. yüzyılda varılan teknolojik gelişme gençliğin politik süreçleri çok daha yakından takip etmesine olanak vermektedir. Aynı zamanda Türkiye ve Kürdistan öznelinde Gezi Ayaklanmasına, Kobane’ye, 15 Temmuz darbesine, pandemi sürecine ve dünya çapındaki ayaklanmalara, devrimlere şahit olan gençliğin politik olarak önceki kuşaklara göre daha tecrübeli olduğunu söyleyebiliriz.

Gençliğin pandemi sürecinde sınav sistemlerine, sosyal medya yasaklarına, cinsel istismara, tacize, tecavüze karşı kendiliğinden örgütlenmeler yarattığına şahit olduk. Bunu özellikle #OyMoyYok hareketinde görmüştük. Gençliği baskılar ve yasaklarla korkutmaya, yıldırmaya çalışırlarken, gençlik dislikelar ile oy moy yok diyerek, sistemin ve devletin temsilcisine meydan okudu. Twitter üzerinden devletin serbest bıraktığı tecavüzcü Musa Orhan’ı tutuklattı. Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum rektör karşıtı eylemleri düzenledi, polisle, devletle, faşizmle dişe diş mücadele etti.

Bugün gençlik kapitalizmin dünya çapında ki çöküşünü görüyor ve bu çöküşten en çok zarar gören kesimlerden biri olarak sistemin yarattığı sorunlara karşı mücadele ediyor. Bu mücadele her ne kadar, hızlıca toplanıp, hızlıca dağılan, kendiliğinden örgütlenmeler ile olsa da gençliğin bulunduğu düzeyi, değişim için harekete geçtiğini gözlemleyebiliriz. DÖB’ün bugün en önemli görevlerinden bir kendiliğinden örgütlenmeler yaratan gençliği Marksist-Leninist ideolojiyle ve devrimci politikayla donatmak için her türlü propaganda ve ajitasyon faaliyetine hız vermektir.






 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
MAURICE VE SINIF

Bu yazımızda E. M. Forster’ın Maurice  romanını anlatacak ve bunu yaparken aynı zamanda onun göz ardı edilen sınıfsal yoğunluğunu ele alacağız. Başlarken kitabın makus talihinden söz etmek gerektiğini

 
 
 
ŞİİR

Ey gökyüzünün gri pamukları Ey mavi semaların karanlıkları Size sesleniyorum! Onlar ki, bu cennetin zebanileri Onlar, yeryüzünün canileri Uğruna savaşlar çıkan petrollerin katranları Emeğimi mundar ed

 
 
 

Yorumlar


Subscribe Form

©2020 by Sabırsızlık Zamanı. Proudly created with Wix.com

bottom of page