4 BİN LİRALIK ``MÜJDE``
- Sabırsızlık Zamanı
- 3 gün önce
- 3 dakikada okunur
Geçtiğimiz günlerde 2025 yılı için KYK bursu 3 bin liradan 4 bin liraya çıkarıldı. TÜİK verilerine göre 2025 yılı yıllık enflasyonu yüzde 30’un üzerinde gerçekleşti ve 2026 başı itibarıyla da bu bantta seyretmeye devam ediyor. Böyle bir tabloda gençliğe sunulan “müjde” işte tam olarak budur. Televizyonlarda ve resmi açıklamalarda aynı söylem tekrarlandı: “Öğrenciler düşünüldü”, “imkânlar zorlandı”, “enflasyon şartlarında önemli artış.” Oysa gerçek daha yalın: 4 bin lira, bir öğrencinin insanca yaşaması için değil, ancak yaşamını asgari düzeyde sürdürebilmesi için belirlenmiş bir sınırdır. Bu artış reel bir iyileştirme değil, eriyen alım gücünün sınırlı bir telafisidir.
Ancak mesele yalnızca burs miktarının yetersizliği değildir. Asıl sorun, emek gücünün yeniden üretim maliyetinin nasıl ve kim tarafından karşılandığıdır. Barınma, beslenme, ulaşım ve temel yaşam giderleri; gelecekte emek piyasasına katılacak olan gençliğin emek gücünün yeniden üretim koşullarıdır. Kapitalist düzende bu maliyet ya kamusal olarak üstlenilir ya da emekçinin kendisine ve ailesine yüklenir. Türkiye’de izlenen politika ikinci yöndedir. Devlet, gençliğin yeniden üretim maliyetini toplumsallaştırmak yerine, büyük ölçüde aileye ve öğrencinin kendi ücretli emeğine devretmektedir. Böylece sermayenin üzerindeki yük hafifletilmekte; gençlik daha eğitim sürecindeyken piyasaya bağımlı hale getirilmektedir. KYK bursunun yetersizliği, bu maliyet transferinin en görünür biçimidir.
Bugün KYK bursuyla geçinmek zorunda bırakılan bir öğrenci için mesele artık öğrenim değil, doğrudan hayatta kalmadır. 4 bin lira, özellikle büyük şehirlerde bir aylık kira bedelini dahi karşılamazken; gençlik çalışmaya zorlanmaktadır. Bu zorunluluk bireysel tercihten değil, kapitalist üretim ilişkilerinin yapısından kaynaklanır. Üniversite öğrencisi artık yalnızca “okuyan genç” değil; aynı zamanda yarı zamanlı, güvencesiz, düşük ücretli bir emekçidir. Kafelerde, depolarda, zincir mağazalarda, çağrı merkezlerinde çalışan üniversiteliler; kapitalizmin yedek sanayi ordusunun genç bileşenini oluşturur.
Yedek işgücü rezervinin genişlemesi sermaye açısından işlevseldir. Genç işsizliği ve diplomaların değersizleşmesi, ücretlerin baskılanmasını ve güvencesizliğin kalıcılaşmasını sağlar. Üniversite mezunu sayısının artması nitelikli istihdamın artması anlamına gelmemekte; tersine, diplomalı işsizliğin yaygınlaşması yoluyla emek piyasasında rekabeti keskinleştirmektedir. Böylece gençlik, henüz eğitim sürecindeyken disipline edilen ve düşük ücret koşullarına razı edilen bir emek havuzuna dönüştürülür. KYK bursunun yetersizliği bu sürecin yalnızca görünen yüzüdür; asıl mesele, gençliğin sistematik biçimde ucuz ve esnek emek gücüne dönüştürülmesidir.
Eğitim sistemi yalnızca emek gücü üretmez; aynı zamanda eşitsizliği meşrulaştıran bir ideolojik aygıt olarak işler. Gençliğe “çok çalışırsan başarabilirsin” denirken, üretim araçlarının mülkiyetine dayalı sınıfsal eşitsizlik görünmez kılınır. Başarı bireyselleştirilir, yoksulluk kişisel yetersizlik gibi sunulur. Oysa nitelikli eğitim olanaklarına erişim, barınma koşulları, aile geliri ve sosyal sermaye; öğrencilerin geleceğini belirleyen temel unsurlardır. Eğitim bir hak olmaktan çıkarılmış, piyasa mantığına tabi bir yatırım aracına dönüştürülmüştür. Mezuniyet ise bu “yatırımın” karşılığını garanti etmeyen bir belirsizlik alanıdır.
Bu koşullar altında yaşanan umutsuzluk, tükenmişlik ve geleceksizlik duygusu bireysel bir zayıflık değil; sınıfsal bir gerçekliğin psikolojik tezahürüdür. Gençlik bir yandan yoğun ders yüküyle disipline edilirken, diğer yandan güvencesiz emekle tüketilmektedir. Geleceksizlik, kapitalizmin yapısal çelişkilerinin genç kuşaklar üzerindeki somut ifadesidir. Burjuva eğitim sistemi gençliğe özgürleşme değil; borç, işsizlik ve yoksulluk döngüsü sunmaktadır. "Öğrenciler,kapitalist sistemin korunmasında ve devamında yüksek öğrenimlerini kapsayan umut ve isteklerini gerçekleştirecek, baştan hazırlanmış şartı görürler." (Georgi Dimitrov- Gençlik İçin Notlar sf-41 Evren Yayınları) Türkiye'de bu şartı yerine getiremeyen kapitalist sistem öğrencilere bir gelecek dahi sunamamaktadır.
Sonuç olarak sorun 3 binin 4 bin olması değildir. Sorun, gençliğin yaşamının ve eğitiminin piyasa koşullarına terk edilmiş olmasıdır. KYK zammı tartışması, kapitalist düzenin gençlik üzerindeki tahakkümünün küçük ama açıklayıcı bir örneğidir. Gençlik sorunu, emek sermaye çelişkisi sorununun özgül bir biçimidir. Enflasyon karşısında eriyen ücretler, güvencesizlik ve geleceksizlik yalnızca öğrencilerin değil, bütün emekçilerin ortak kaderi haline getirilmiştir. Bu düzen içinde kalıcı ve insanca bir çözüm mümkün değildir. Çözüm, gençliğin işçi sınıfıyla ve toplumun ezilen diğer kesimleriyle birleşik mücadelesindedir. Bu mücadelenin zaferi ise üretimin, eğitimin ve toplumsal yaşamın halkın ihtiyaçlarına göre örgütlendiği demokratik halk iktidarı perspektifindedir. Ancak bu zeminde gençlik hayatta kalma sınırına mahkûm edilmekten kurtulabilir.
Mâhin Baku

Yorumlar